17 Mart 2012 Cumartesi

School Project



Öğrenci projesi dedim, 3 kere edebilecekken
imha etmedim,oyundan attılar. Hepsi
öğrenci düşmanı.

15 Eylül 2011 Perşembe

Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi

Bugün Trabzonspor'u izlerken ŞL'ni ne kadar özlediğimi
gördüm. 2 senedir bırakın ŞL'ni Avrupa'da yokuz. Bunun
nedeni kendi başarısızlığımız olsa da, asıl neden ülke
olarak ön elemelerdeki başarısızlıktır. Biz şampiyon
olduğumuz sene ön elemeyi geçemediğimiz için ŞL'nde yoktuk.
Bunun içindir ki bir Türk takımının Avrupa'da başarılı
olmasını canı gönülden istiyorum. Daha çok ülke puanı, daha
çok takımımızı direkt olarak gruplara götürecektir.
Bundan dolayı Trabzonspor'u 2 kere tebrik ediyorum. Yarın
için de Beşiktaş'a başarılar diliyorum.
Ayrıca bu sene takımlarımız Avrupa maçlarına daha çok önem
vermesini umuyorum. Gerekirse sıkışık maç takviminde as kadroyu
Avrupa maçı için saklamalılar. Ne de olsa play off diye bir icat
var. Ligde kaybedilen bir derbinin bile telafisi olacak, onun
için, ligi ikinci plana atmaları gerekiyor.

6 Eylül 2011 Salı

Avusturya : 0-0 : Türkiye


Maça baktığımızda milli takımın istediğini
aldığı görüyoruz. Oynanan futbol bizi mutlu
etmese de, futbolcular kendilerinden isteneni
başarıyla yerine getirdi. En iyi ikincilik fırsatı
elimizden kaçtığı için 1 puanı riske atmamak
gerekiyordu.

Maçta en çok hoşuma giden futbolcu Sabri idi.
Bulduğumuz pozisyonları hep sağ taraftan
geliştirdik. Orta yapmayı da iyi becerdi bugün.

Milli takımın bugün en büyük eksikliği insiyatif
alan futbolcuların olmayışıydı. İş penaltıyı
kullanmaya gelince de böyleydi. Arda'nın duygusal
bir yapısı var. Normal zamanlarda 90 dakikada
penaltı atacak cesareti gösteren Arda, belki bugün
kendini futbol dışında eleştirenlere, o golü atarak
cevap verecekti. Ama olmadı. Önemli değil. Zaten
'penaltıyı ancak onu kullanmaya cesaret edebilenler
kaçırır'. Senin, oyuncuna 90 dk penaltı atma cesaretinden
dolayı tebriği borç bilmen gerek.

18 Ağustos 2011 Perşembe

Kaybedenler KulübüKaybedenler Kulübü

Süper Lig henüz başlamamış, hazırlık maçlarının şifreli verildiği bir futbol ülkesinde üst düzey bir maç şifresiz izleniyor. Tam ohh çekip Ntvspor spikerlerinden kurtulduk deyip tarafsız bir şekilde el clasico'yu izleriz derken adamın biri çıkıyor, milli maç anlatır gibi tek taraflı maç anlatıyor -ki çoğu ülkede milli maçlar bile böyle taraflı anlatılmıyor- . Sonuçta insanda keyif bırakmıyorlar. O kadar coşuyorlar ki Real Madrid gibi bir takıma kaybedenler kulübü diyorlar. Bunlar gibi spikerleri görünce, zamanında Figo'lu Zidane'lı kadrosunu bile sevemediğim Real Madrid'e sempati duymaya başladım. Siz böyle devam edin

13 Kasım 2010 Cumartesi

31 Ekim 2010 Pazar

Kewell, Baros

Kewell'ın takımda kalıp kalmayacağı yaz boyunca belirsizliğini
korurken, taraftar 6+2+2 kuralı var, Kewell'a imzayı attır
gerekirse tribünde otursun diyordu. Hakkaten de Kewell'ın
tribünde oturması yetiyor. Dün de tribünde onu görünce
mutlu oluyor bu taraftar. Baros ile şakalaşması da ayrı bir
güzellik. Bu iki futbolcuyu sakatlığından dolayı eleştiren
yorumcular var hala ona şaşıyorum. Bu iki futbolcuyu, alacak
takımın Aykut'u da her maç ilk 11 oynatması şartıyla satmaya
kalksa yönetim, tüm süper lig takımları sıraya girer. O yorumcular
işte bu nedenle eleştirmeye devam ediyor.

21 Ekim 2010 Perşembe

Güle güle



Arsenal'in maçı vardı Salı akşamı. Şampiyonlar
Ligi grup karşılaşmaları oynanıyor. Rakibi Lucescu'lu
Shakhtar. Maçı 5-1 kazanıyor Arsenal. Öyle
güzel oynuyorlarki Barcelona sanırsınız. Zaten güzel
futbol Barcelona'nın tekelinde olmaktan çıktı. Neyse
biz Arsenal'e gelelim. Premier Lig'de ki en sevdiğim takımdır
Arsenal. İstikrar abidesi bir takımdır. 96 yılından beri Arsene
Wenger var takımın başında. 15 yıldır Arsenal'in başında "ama"
sadece 3 şampiyonluğu var. İngiltere'de Premier Lig 92'den beri
var ve sadece 4 takım 92'den bu yana şampiyon olabilmiş.
Manchester United, Arsenal, Blackburn, Chealsea.
Bu takımların ikisinde 15 yılı aşkın iki teknik adam var.
Ferguson ve Wenger. İstikrarın önemini görüyoruz.


Gelelim Galatasaray'a. Son 4.5 yılda 6 teknik adam değişti.
Biri de Rijkaard. Güya devrim için buradaydı. Buraya
Barcelona, Chealsea, Arsenal nasıl futbol oynuyorsa, onu
GS'a da oynatmak için geldi. Yalnız bizim gibi sabırsız
insanları hesaba katmamış. Devrim bu devrim. 1 yılda olacak şey
mi? Kaldı ki elinde adam gibi futbolcular olsa güzel futbol
filizlenmeye başlayacaktı. İlk 7 haftayı hatırlayın. Ne de
güzel başlamıştı herşey. Ama gel gör ki futbolcuların pislik çıktı.
Ne oldu şimdi. Fizik güce dayalı, doldur boşalt,
1 tane atalım gol yemezsek maçı koparırız olan futbol zihniyeti
harcadı Rijkaard'ı. Başkan Rijkaard da değişecek demişti. Sırf
geleceği düşünmek için hayatında oynatmadığı futbolu bile
oynattı Rijkaard. Niçin? Çünkü o buraya bir şeyleri başarmaya
geldi. Ama hatalıydı. O da Skibbe gibi ülkemize gelmeden hiç
araştırmamış bizi. Galatasaray'ı kimler yönetiyor, Türk insanının
futbola bakışını, medyayı, futbolcuların zihniyetini vb. bunların
hiçbirini araştırmadan geldi GS'a ve gönderildi en sonunda.

Hoş geldin Comandante, ama

Şimdi ne oldu? Yönetim en iyi bildiği şeyi yine yaptı.
Kendini korumak için yine efsaneleri kullandı. Hiç
bir GS'lının hayır diyemeyeceği Hagi geldi.
Hagi ne yapar ne yapmaz onu konuşmayacağım ama
sonunun Rijkaard gibi olmamasını umuyorum. Bir kere
harcadı onu bu yönetim. İkinci kez olmasın.
Taraftar bir maç önce "I love you Hagi" deyip ertesi maçta
İstifa diye bağırmamasını umuyorum.

Son olarak tekrar Rijkaard'a dönelim. Bugünkü Bjk - Porto
maçına bakarken aklıma birşey geldi. Rijkaard'ın takımı
Avrupa maçlarında hiç 3 gol birden yemedi. Bunu da
skor yazarları için söylüyorum.


Güle güle Rijkaard Başkan...